MEB'den, şube müdürü ataması için yeni karar

Ana Sayfa » EDEBİ KİŞİLER » Tevfik Fikret kimdir, hayatı edebi kişiliği hakkında bilgi

Tevfik Fikret kimdir, hayatı edebi kişiliği hakkında bilgi

Tevfik Fikret kimdir, hayatı edebi kişiliği hakkında bilgi

 
18 Mayıs 2013 Cumartesi 16:19
Okunma: 11948
Yorum YapYazdır
 
Tevfik Fikret kimdir, hayatı edebi kişiliği hakkında bilgi

Hayatı:

Çankırı’nın Ilgaz ilçesine bağlı Dalkök köyündendir. Dedesi Ahmet Ağa, İstanbul’a yerleşmiştir. Sonradan müslüman olmuş Sakızlı bir Rum ailesinin kızı olan annesi Hatice Refia Hanım, babası da Hüseyin Efendi’dir. Mehmet Tevfik, 24 Aralık 1867′de İstanbul Aksaray’da dünyaya gelir. Fikret’in annesi, o daha 12 yaşındayken, hac dönüşü vebadan ölür. İstanbul’da memurluk yapan babası da bir yolsuzluk meselesi dolayısıyla saraya jurnal edilir ve kendisine mutasarrıflık görevi verilerek İstanbul’dan uzaklaştırılır. Böylece koruyucusuz kalan Tevfik Fikret, annesi ile dedesinin yanına yerleşir. Hüseyin Efendi Hama, Urfa, Akka ve Halep’te mutasarrıf olarak çalıştıktan sonra 1895′te Antep’te ölmüştür.

Tevfik Fikret ilk öğrenimini, Aksaray’daki Mahmudiye Rüştiyesi’nde yapmış; daha sonra Galatasaray Lisesi’ni birincilikle bitirmiştir. Sanatçının öğrencilik hayatı düzgün ve istikrarlıdır. Giyiminden yazısına kadar zevk ve şekil düşkünü bir genç olan Fikret’in resmi de güzeldir. Şair bu okulda Recaizade Mahmut Ekrem ve Muallim Naci gibi birbirine ters düşüncede olan edebiyat otoritelerinden ders almıştır. Bu tezatlık onun şairliğini büyük ölçüde etkileyecektir.

Liseyi bitirdikten sonra Tevfik Fikret, Babıali’de Hariciye İstişare Odası’na memur olarak girer. Burada müdür yardımcılığı mertebesine kadar yükselir. Ancak bir süre sonra devrin mali aksaklıkları nedeniyle maaşını alamayınca görevinden ayrılır. Sanatçı 1890′da Ticaret Mekteb-i Âli’sine Fransızca ve Türkçe yazı dersleri öğretmeni olarak atanır. Aynı yılın ağustos ayında, Trabzon valisi olan dayısı Mustafa Bey’in 15 yaşındaki kızı Nazıma Hanım’la evlenir. Bu sırada Fikret, 22 yaşındadır. Bu erken evlilik, onun hayatı için çok büyük bir olaydır. Çünkü karakteri, her konuda erdemli görünme konusuna takıntılıdır. Bu nedenle arada bazı aşk maceraları yaşamış olsa da özellikle Haluk’un dünyaya gelmesinden sonra, aşk şiirleri yazmaktan çekinmiş; ancak bu konuda çok kapalı birkaç şiir yazabilmiştir.

Tevfik Fikret şiirde ilk büyük şöhretini, Muallim Naci’nin çıkardığı ve İsmail Safa’nın yönettiği Mirsad dergisinin açtığı şiir yarışmasında “Tevhid” ile “Sitaâyiş-i Hazret-i Padişâhi” şiirleriyle aldığı birinciliklerle kazanır. 1891′de Galatasaray Sultanisi’nde Türkçe öğretmenliğine başlayan şair, bu görevini 1895′e kadar sürdürür. Bu yıllarda Tevfik Fikret padişaha bağlı görülür. Nitekim Mirsad dergisinin kapatılmasından sonra 1894′te yayımlanan Malumat dergisinin ilk sayısında II. Abdülhamit’i öven “Tebrik-i Velâdet” isimli şiirini yayımlar. Sanatçı 1893 ile 1896 arasında yazdığı şiirlerini bu dergide yayımlamıştır. Bu yıllar aynı zamanda onun yavaş yavaş Batı edebiyatıyla temasa geçtiği yıllardır. Şiirlerinde yeni atılımların sesleri duyulmaya başlamıştır. Bunun en güzel örneği 1894′te Malumat’ta yayımladığı “Hayal” adlı şiiridir. Aynı tarihlerde Fikret, Malumat’ın başyazarlığına getirilir. Burada eskilerine oranla daha Avrupai tarzda söylenmiş şiirlerini yayımlar. 1896′da Robert Kolej’de yüksek bir maaşla öğretmenliğe başlayan sanatçı, yaşamını Aksaray’daki konakta maddi sıkıntı çekmeden sürdürmektedir.

1895 yılının sonlarında Recaizade Mahmut Ekrem’in teklifi ile Servet-i Fünun dergisinin başyazarı olur. Bu dergide yayımlanan ilk şiiri “Hayran”dır. Edebi yaşamının en başarılı dönemini bu dergide yaşayan şair, Tevfik Fikret imzasını da ilk defa bu dergideki şiirlerinin altına koyar. Zira önceden şiirlerini Mehmet Tevfik olarak imzalamaktadır. Servet-i Fünun’da çalışmaya başladığı ilk yılın haziran ayında oğlu Haluk’un da dünyaya gelmesiyle şair, hayatının en mutlu dönemlerinden birini yaşar. Baba olmuştur, derginin idaresi ondadır, devrin meşhur birçok şair ve yazarı onun etrafında toplanmıştır. Bu sırada sanatçı Batı edebiyatıyla olan iletişimini hız kesmeden sürdürür. Charles Foster’dan çeviriler yapıp yayımlar, batının etkileri şiirlerinde daha çok varlık kazanır ve şöhreti de gittikçe artar.

1896-1897 Türk-Yunan Savaşı’nda Türklerin zafer kazanmasından çok etkilen şair, vatan sevgisiyle kahramanlık ve zafer şiirleri yazar. “Yenişehir Gazilerine” şiirinde dünyaya meydan okurcasına güçlü bir üslup kullanan şair, 1897′de Mütalaa dergisinde yayımlanan bu şiirinden sonra, Hasan’ın Gazası, Asker Geçerken, Kılıç, Kenan gibi şiirleriyle de aynı çizgiyi sürdürmüştür.

Babasının İstanbul’da dışında olması, II. Abdülhamit’in baskıcı yönetimi, edebiyat dergisine uygulanan sansür ve derginin zaman zaman kapatılması Fikret’in hem hayatında hem de şiirlerinde yankı bulmuştur. 1898′de sanatçı, ilk kez konağından bir saray yaveriyle alınıp saraya getirilmiş ve tutuklanmıştır. Tutukluluğunun ikinci gecesi evinde arama yapılmış, babasından gelen mektuplar alınmış, ertesi gün ise serbest bırakılmıştır. Sonraları birkaç kez daha uyarılmış ve gözaltı süreçleri yaşamıştır.

Tevfik Fikret, 1899′da Rübâb-ı Şîkeste adlı ilk şiir kitabını yayımlamıştır. 1901′de, Servet-i Fünun’un kapatılmasından kısa bir süre önce, yaşadığı bazı anlaşmazlıklar ve gördüğü siyasi baskılar nedeniyle dergiden ayrılan şair, sadece Robert Kolej’deki görevini sürdürür ve Âşiyan’da inzivaya çekilir. Bu dönemden sonra Tevfik Fikret, sanat anlayışını değiştirerek sosyal içerikli şiirler yazmaya başlar. 1902′de İstanbul’daki ahlak düşkünlüğünü lanetleneyen “Sis” şiirini yazar, ancak şiiri II. Meşrutiyet’e kadar yayımlayamaz. Geçirdiği inziva sürecinde Tevfik Fikret, bir zamanlar övdüğü Sultan Abdülhamit’in en amansız düşmanlarından biri olur. Siyasi baskının ağırlığından yakınan şair, bu dönemde bir de babasını ve kızkardeşini kaybeder. Çeşitli olayların sıkıntısı ve üzüntüsünün yanında kendisine yapılan fikri baskılar nedeniyle de sanatçı büyük bir görüş ve inanç bunalımına düşer. Tarih-i Kadim gibi uzun bir manzume yazarak dinler, ideolojiler, vatan ve millet sevgisi gibi evrensel değerlere hücum eder. Sanatçı Tarih-i Kadim’i Meşrutiyet’ten sonra bile yayımlamaz; fakat şiir imzasız olarak birçok yerde yayımlanır.

Tevfik Fikret’in yaşadığı bu karamsarlık günleri, ordunun 23 Temmuz 1908′de yaptığı darbe ile II. Abdülhamit’i tahttan indirerek Meşrutiyet’i ilan etmesiyle sona erer. Sanatçı inzivadan çıkarak Hüseyin Cahit ve Hüseyin Kazım ile birlikte Tanin gazetesini kurar. Bu gazetenin ilk sayısında çıkan Rücu adlı şiirinde, Sis‘te İstanbul için söylediklerini özür dilercesine geriye alır. Bu dönemde siyasi faaliyetlere pek katılmayan Fikret Darülmuallimin, Darülfünun ve Galatasaray’da Türk edebiyatı öğretmenliklerinde bulunmuş; Abdülhamit yönetimi varken yazdığı ama yayımlayamadığı şiirlerini de ekleyerek Rübab-ı Şikeste’nin yeni iki baskısını çıkarmıştır. Oğlu Haluk’a verdiği öğütleri içeren Haluk’un Defteri adlı ikinci şiir kitabını da bastırmıştır.

Tevfik Fikret 1911′de, hayatının ikinci ve son inzivasına çekilir. Tüm görevlerini bırakarak sadece Robert Kolej’deki öğretmenliğiyle yetinir. Bu dönemde yazdığı şiirlerde devrin kötü siyasetine çok ağır hücumlarda bulunur. İttihat ve Terakki idaresini beğenmeyen Fikret, onların Meclis-i Mebusan’ı kapatmasına kızar ve Doksan Beşe Doğru şiirini yazar. Bu şiiriyle İttihatçılardan tepki gören şair, Han-ı Yağma şiiriyle bu kızgınlığı daha da artırır. Dindar kesim tarafından da tutumları sevilmeyen şairi, onların ve İttihatçıların hücumları çökertir. Şeker hastalığı su yüzüne çıkan Fikret, zayıflar. 1914′e gelindiğinde Şermin adlı çocuk şiirlerinin yer aldığı kitabını ve Sancak-ı Şerif’i yayımlar ama kendisine gösterilen düşmanlık hala sönmez. Morali iyice çöken sanatçı, geçirdiği bir ameliyat sonrasında, 19 Ağustos 1915′te ölür; mezarı 1945′te müze yapılan Aşiyan’dadır.

 

ESERLERİ:

Rübab-ı Şikeste (1900)
Haluk’un Defteri (1911)
Rübab’ın Cevabı (1911)
Şermin (1914)
Tarih-i Kadim (1928)
Son Şiirler (1952)

 
18 Mayıs 2013 Cumartesi 16:19
Okunma: 11948
Yorum YapYazdır
 
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
Anket
 
Tarihte Bugün
1187 - Selahaddin Eyyubi, Kudüs'ü kuşattı.
1519 - Portekizli kaşif Ferdinand Magellan, 270 kişi ve 5 gemiyle İspanya'dan yola çıktı.
1633 - Galileo Galilei, İspanyol engizisyon mahkemesinde, dünyanın güneşin etrafında döndüğünü söylediği için yargılandı.
1922 - Fransız ve İtalyan kuvvetleri Çanakkale'den çekildi.
1928 - İtalya'da "Yüksek Faşist Konsey" en yüksek yasama organı oldu.
1933 - Başbakan İsmet İnönü ve Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras'ın, Sofya'yı ziyaretinde, 1929 Tarafsızlık Antlaşması'nın süresi uzatıldı.
1937 - İkinci Türk Tarih Kurultayı, Dolmabahçe Sarayı'nda toplandı.
1937 - Dolmabahçe Sarayı Veliaht Dairesi'nde, Atatürk'ün de isteğiyle, Türkiye'nin ilk resim ve heykel müzesi açıldı.
1942 - Ukrayna'nın Letiçiv kentinde, Alman SS birlikleri, iki gün çinde yaklaşık 3 bin yahudiyi öldürdüler.
1946 - Fransa'da Cannes Film Festivali başladı.
1946 - Basın Yasası TBMM'de kabul edildi.
1951 - Türkiye'nin NATO'ya katılması kabul edildi.
1969 - John Lennon, The Beatles'dan ayrıldı.
1974 - Honduras'da kasırga: 10 bin kişi öldü.
1977 - Kuzey Vietnam, Birleşmiş Milletler'e kabul edildi.
1980 - Başbakanlığa emekli Amiral Bülent Ulusu atandı.
1981 - İran 149 solcu militanı idam ettiğini açıkladı.
1984 - Beyrut'ta ABD elçiliğine patlayıcı yüklü kamyonla intihar saldırısı yapıldı; 22 kişi öldü.
1988 - Naim Süleymanoğlu, Seul Olimpiyat Oyunlarında halter dalında 6 dünya rekoru kırdı.
1990 - Güney Osetya, Gürcistan'dan bağımsızlığını ilan etti.
1994 - Bakü'de petrol anlaşması imzalandı. İngiliz BP, Amerikan Amaco, Penzol, Rus Lukoil ve TPAO, bir konsorsiyum oluşturdu.
1995 - Deniz Baykal, Necdet Menzir'in görevden alınma isteğini reddeden Başbakan Tansu Çiller'le yürüttüğü DYP-CHP koalisyon hükümetini bozdu. Tansu Çiller hükümetin istifasını Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e verdi.
2002 - İsrail askerleri, Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat'ın karargahındaki üç binayı havaya uçurdu.
622 - Muhammed ile Ebu Bekir, Medine'ye ulaştı.
 
 
Kurumsal

İçerik

EĞİTİM

KPSS

MEMUR

Yukarı Çık