Liselerde artık 6 zayıfla sınıf geçme olmayacak

Ana Sayfa » DERS NOTLARI » Şiirde yapı,nazım birimi,nazım biçimi şiir incelemesi

Şiirde yapı,nazım birimi,nazım biçimi şiir incelemesi

Şiirde yapı,nazım birimi,nazım biçimi şiir incelemesi

 
21 Mart 2016 Pazartesi 14:03 
Yorum YapYazdır
 
Şiirde yapı,nazım birimi,nazım biçimi şiir incelemesi

ŞİİRDE YAPI

Nazım Birimi:  Şiiri oluşturan dize kümelerine  nazım birimi denir. Nazım birimi şiirin nazım şeklinin belirlenmesinde kullanılan ölçütlerden biridir.

Nazım birimlerini şu başlıklar altında toplayabiliriz:

Dize: Şiirdeki en küçük nazım birimidir. Düz yazıdaki satırın karşılığıdır.

“Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz”

Şiirden bağımsız olan, tek başına bir anlam taşıyan dizelere “azade mısra” (mısra-i azade) denir.

Şiiirin tek başına dilden dile dolaşan, hafızalarda yer eden en güzel dizesine “mısra-i berceste” denir.

Beyit: iki dizeden oluşan ve anlamsal bütünlük gösteren bölümlere beyit denir.  Divan edebiyatının nazım birimidir.

“Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler

Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler”

 

Dörtlük: Dört dizeden oluşan ve anlamsal bütünlük gösteren bölümlere “dörtlük” denir. İslamiyet öncesi Türk edebiyatında ve Halk edebiyatında nazım birimi olarak kullanılmıştır.

“Ta kalbe giren gözlerinin şulelerinden
Gel sevgili gel, sen bana bir semli kadeh sun
Hiç titrememiş kalbimi titret yerinden
Oynattı evet, sendeki baş döndüren efsun.”

 

Bent: İkiden fazla dizenin oluşturduğu “bent” denir. Bent; bent üç, dört, beş ya da daha fazla dizeden oluşabilir.

Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!
Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince
Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince
Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım;
Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.
Gözler ki birer parçasıdır sende İlahın,
Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,
Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;
Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!

 

Nazım Şekli (Biçimi):   Tema ve şekil özellikleri bakımından bir şiirin asırlar içersinde aldığı isimdir. Örneğin 13-19 yüzyıl arasında binlerce gazel aynı tema ve aynı yapısal özellikler çerçevesinde yazılmıştır.

Halk Edebiyatı Nazım Şekilleri

a-      Anonim Halk Edebiyatı Nazım Şekilleri

A-Mani:

    Tek dörtlükten oluşan,7’li hece ölçüsü ile yazılan aaxa şeklinde uyaklanan , konuları aşk, ayrılık, gurbet,doğa, dostluk, yergi olan nazım şeklidir.

     İlk iki dizesi konuya giriş niteliğindedir. Doldurma dize olarak adlandırılır. Asıl söylenmek istenen düşünce son iki dizede söylenir.

–————-a                7’li hece ölçüsü

————–a

————–x

————–a

 

Mani Çeşitleri:

1-Düz (Tam) Mani: Yedi heceli dört dizeden oluşan manilerdir.

Kuş kafese girmiyor
Buna aklım ermiyor
Hiç boşuna ah çekme
Annem beni vermiyor

2-Kesik (Cinaslı) Mani:  birinci dizesindeki hece sayısı yediden az olan manilerdir. Dizeler cinaslı uyakla oluşturulduğu için cinaslı mani adıyla da anılır.

Dağ bana
Bahçe sana bağ bana
Değme zincir kâr etmez
Zülfin teli bağ bana

3-Yedekli (Artık) Mani:  Düz manilerin sonuna uyakları aynı olan iki dize daha getirilerek yapılan manilerdir.

Ağlarım çağlar gibi
Derdim var dağlar gibi
Ciğerden yaralıyım
Gülerim çağlar gibi
Her gelen bir gül ister
Sahipsiz bağlar gibi

4- Karşılıklı Mani (Deyiş):  İki kişinin karşılıklı söyledikleri manilerdir. Bu maniler sorulu- yanıtlı biçiminde düzenlenir.

KIZ: Adilem sen naçarsın
La’l ü gevher saçarsın
Ben bir şahin olunca
Yavrum nere kaçarsın

ERKEK: Ağam derim naçarım
La’l ü gevher saçarım
Sen bir şahin olunca
Ben yerlere kaçarım

B- Türkü:

    Kendine özgü bir ezgiyle söylenen anonim halk şiiri nazım biçimidir.

    Türkülerde aşk, ölüm, hasret, gurbet, ayrılık  gibi bireysel  ya da deprem, kıtlık, kahramanlık, savaş gibi toplumsal olaylar konu olarak işlenir.

    Türküler üçer ya da dörder dizeli bentler ve her  bendin sonunda tekrar edilen kavuştaklardan (bağlama) oluşur.

    7’li, 8’li , 11’li hece ölçüsüyle yazılır.
    Türkülerde kesin bir uyak düzeni yoktur.
    Türkülerin farklı söylenişlerine varyant denir.
    Türküler bölgelerine göre adlandırılır.

Havada bulut yok bu ne dumandır
Mahlede ölüm yok bu ne figandır
Adı Yemen’dir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir

Burası Muş’tur yolu yokuştur
Giden gelmiyor acep nedendir

 

C- Ninni:

Ninniler, annelerin çocuklarını çabuk ve kolay uyutmak için söyledikleri ezgili ürünlerdir. Ninniler hece ölçüsünün kısa kalıplarıyla söylenmiştir.

 

D- Bilmece:

Akıl oyunlarına ve eğlendirmeye dayalı ürünlerdir. Bilmeceler manzum ve mensur olarak yazılabilir.

Not: Divan edebiyatında manzum bilmecelere “lugaz” denir.

 

E- Tekerleme:  Tekerlemeler genellikle masalın giriş kısmında yer alır. Ancak bağımsız tekerlemeler de vardır.

F- Ağıt: Bir kişinin ölümünden duyulan üzüntüyü Dile getiren anonim halk edebiyatı ürünüdür.

 

b-Aşık Edebiyatı Nazım Şekilleri

A-Koşma :

    Aşık edebiyatının en çok kullanılan nazım şeklidir.

    11’li hece ölçüsüyle (6+5 veya 4+4+3 duraklı) söylenir.

    Nazım birimi dörtlüktür.
    Birim sayısı 3- 6 arasında değişir.
    Uyak düzeni : abab\cccb\dddb… veya

aaab\ cccb\dddb şeklinir maj şadedir.

    Konu: aşk, doğa, gurbet, kahramanlık, yakınma, ölüm gibi konulardır.
    Koşmaların son dörtlüğünde şair mahlasını söyler.

UYARI: Koşma nazım şekli, İslamiyet öncesi Türk edebiyatındaki “koşuk”; Divan edebiyatındaki “gazel” ile konu bakımından benzerlik gösterir.

Konularına göre koşma türleri:

a)      Güzelleme:  Aşk, sevgi ve doğa güzelliklerini anlatan koşmalardır.

b)     Koçaklama: Kahramanlık, savaş gibi konuları işleyen koşmalardır.

c)      Taşlama: Herhangi bir kişiyi ya da toplumdaki aksaklıkları eleştiren koşmalardır.

d)     Ağıt:  Bir kişinin ölümünden duyulan üzüntüyü dile getiren koşmalardır.

 

Benden selam olsun Bolu Beyi’ne
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar seda verip seslenmelidir  (Koçaklama)

 

Bir vakte erdi ki bizim güzümüz

Yiğit belli değil mert belli değil

Herkes yarasına derman arıyor

Deva belli değil dert belli değil (Taşlama)

 

Koşmadaki  ünlü ozanlarımız: Karacaoğlan, Köroğlu, Seyrani, Aşık Ömer, Erzurumlu Emrah.

Semai:

     Nazım birimi dörtlüktür.
    Birim sayısı 3- 6 dörtlüktür.
    Ölçüsü 8’li hece ölçüsüdür.
    Uyak düzeni koşmanın uyak düzenine benzer.
    Konu aşk, doğa, ayrılık, gurbet, sıla, ölüm, yalnızlık, özlem gibi konulardır.

Koşma- Semai Farkı:  Semai 8’li hece ölçüsüyle koşma 11’li hece ölçüsüyle söylenir. Semainin kendine özgü bir ezgisi vardır.

Yeşil başlı gövel ördek

Uçar gider yele karşı

Eğricesin tel tel etmiş

Döker gider yare karşı

 

Varsağı:

    Nazım birimi dörtlüktür.
    Birim sayısı 3-5 arasında değişir.
    8’li hece ölçüsü ile yazılır.
    Uyak düzeni aaab\cccb\dddb şeklindedir.
    Varsağılarda yiğitçe, mertçe bir söyleyiş vardır.
    “Bre, hey behey” gibi seslenmeler vardır.
    Hayattan ve talihten şikayet üzerinde sıkça

durulur.

    Bu türün en güzel örneklerini “Karacaoğlan” vermiştir.

Semai- Varsağı Farkı: Varsağılarda “bre, hey, behey” gibi seslenmeler vardır.

 

Bre ağalar bre beyler

Ölmeden bir dem sürelim

Gözümüze kara toprak

Dolmadan bir dem sürelim

Destan :

    Halk şiirinin en uzun nazım biçimidir.
    Genellikle 11’li hece ölçüsüyle söylenir.

Ancak 8’li olanları da vardır.

    Destanların nazım birimi dörtlüktür.
    Destanlar toplumun geniş kesimlerini

ilgilendiren olayları konu edinir.

    Savaşlar, salgın hastalıklar, depremler, isyanlar,

kahramanlık, toplumsal eleştiriler destana konu olur.

    Uyak düzeni koşmanın uyak düzenine benzer.
    Destanın son dörtlüğünde şair mahlasını söyler.
    Kendine özgü bir ezgisi vardır.
    Seyrani ve Aşık Ömer bu konuda ünlüdür.
    Kayıkçı Kul Mustafa- Genç Osman Destanı oldukça ünlüdür.

 

Aruz Ölçüsüyle Yazılan Halk Edebiyatı Nazım Şekilleri:

–         Divan (Divani)

–         Selis

–         Kalenderi

–         Satranç

–         Vezn-i ahar

–         Semai (Hece ile yazılanların yanında aruz ile yazılanlar semailer de vardır.)

 

Kalenderi:

    Aruzun mefûlü me fâîlü  kalıbıyla yazılır.
    Uyak düzeni semai ile aynıdır.

 

Selis:

    Halk edebiyatında aruz ölçüsü kullanılarak yazılan şiirlerdir.
    19. Yüzyıl aşıkları tarafından yazılan selisin en fazla yazılan tipi gazeldir.

    Hece ölçüsünün on beşli kalıbına da uyan selislerin en belirgin özellikleri farklı bir ezgiye sahip olmalarıdır.

 

c-Dini Tasavvufi Halk Edebiyatı Nazım Şekilleri

 

İlahi:

    Dini konuların işlendiği nazım türüdür.
    Bu şiirlerde tasavvuf anlayışı, Allah sevgisi,

Allah’a ulaşma yolunda ideal insan olma çabası ve arayışı işlenir.

    Lirik şiirlerdir.
    Genellikle hece ölçüsüyle söylenmiş olmasına rağmen aruz ile söylenmiş ilahiler de vardır.

    İlahilerin nazım birimi dörtlük veya beyittir.
    İlahinin edebiyatımızdaki en büyük temsilcisi Yunus Emre’dir.
    İlahiler,  Bektaşilikte “nefes”; Alevilikte “deme” adını alır.

 

Dağlar ile taşlar ile

Çağırayım Mevlam seni

Seherlerde kuşlar ile

Çağırayım Mevlam  seni

 

Nutuk:

    Tarikata yeni giren dervişlere yol göstermek onları bilgilendirmek için söylenen didaktik şiirlerdir.

Nefes:

    Bektaşi şairlerin yazdıkları tasavvufi şiirlerdir.
    Nefeslerde genellikle vahdet-i vücut kavramı anlatılır.

    Hz. Muhammed ve Hz. Ali için de övgüler söylenir.

    Nefeslerde kalenderane ve alaycı bir üslup vardır.

    Edebiyatımızda Pir Sultan Abdal nefesleriyle ünlüdür.

 

Deme:

    Alevi- Bektaşi tarikatlarını ve hareketleriyle ilgili temaları işleyen, sorunlarını konu edinen şiirlerdir.

    Genellikle 8’li hece ölçüsüyle yazılır.

 

Devriye:

    Allah’tan geldik, Allah’a döneceğiz inancını işleyen şiirlerdir.

    Türk edebiyatında en çok Bektaşi şairler devriye söylemişlerdir.

 

Şathiye:

    Mizahi manzumelerdir.
    İnançlardan alaylı bir dille söz eder gibi yazılan şiirlerdir.
    Görünüşte saçma sanılan bu sözlerin,

yorumlandığında  tasavvufla ilgili olduğu anlaşılır.

    En çok Bektaşi tekkelerinde söylenir.
    Bu türün en tanınmış şairi Kaygusuz Abdal’dır.

 

DİVAN EDEBİYATI NAZIM ŞEKİLLERİ

A-     BEYİTLERLE KURULANLAR

Gazel:

    Nazım birimi beyittir.
    Ölçüsü aruz ölçüsüdür.
    Konusu aşk, kadın, doğa ve şaraptır.
    Beyit sayısı 5- 15 arasında değişir.
    Uyak düzeni aa\ba\ ca\da… şeklindedir.
    İlk beytine MATLA, son beytine MAKTA denir.
    En güzel beytine BEYTÜL GAZEL  (şah beyit) denir.
    Şairin mahlasını söylediği bölüme TAÇ BEYİT denir.
    Gazellerde konu bütünlüğü yoktur.
    Beyitleri arasında konu birliği olan gazellere YEK-AHENK GAZEL denir.
    Tüm beyitleri aynı güzellikte olan gazellere YEK-AVAZ GAZEL denir.
    Bazı gazeller beyitler tam ortasından bölünerek dörtlük haline getirilir. Böyle gazellere MUSAMMAT GAZEL denir.
    Arap edebiyatından edebiyatımıza geçmiştir.
    Gazelde ün yapmış şairler : Fuzuli (aşıkane), Baki (rindane), Nabi (hikemi) , Nedim (şuhane)

 

Kaside:

    Kasideler birini övmek ya da yermek için yazılan  şiirlerdir.

    Nazım birimi beyittir.
    Ölçüsü aruz ölçüsüdür.
    Beyit sayısı 33- 99 arasında değişir.
    Kasidenin ilk beytine MATLA denir.
    Son beytine MAKTA denir.
    Şairin mahlasının bulunduğu beyte TAÇ BEYİT denir.
    Kasidenin en güzel beytine BEYT-ÜL KASİD denir.

Kasidenin Bölümleri:

1-      Nesip ( Teşbib):

    Kasidenin ilk bölümüdür.
    Kasideye ismini veren bölümdür.
    Genelde 15- 20 beyit olur.
    Şair bu bölümde betimleme yapar.
    Bahar tasviri yapılıyorsa Bahariye, kış tasviri yapılıyorsa Şitaiye, temmuz tasviri yapılıyorsa Temmuziye, ramazan tasviri yapılıyorsa Ramazaniye, at tasviri yapılıyorsa Rahşiye, hamam tasviri yapılıyorsa Hamamiye adını alır.

2-      Girizgah:

    Nesip bölümünden methiye bölümüne geçerken söylenen ve basamak görevinde olan beyitlerdir.
    Şair bu bölümde övgüye başlayacağını haber verir.
    1-2 beyitten oluşur.

3-      Methiye:

    Kasidenin sunulduğu kişinin övüldüğü bölümdür.
    Şiir yönü çok zayıf dil bölümü diğer bölümlere göre çok ağırdır.

4-      Tegazzül:

    Kasidenin içinde bulunan gazel bölümüdür.
    Bütün kasidelerde olması zorunlu değildir.

5-      Fahriye:

    Şairin kendini övdüğü bölümdür.
    Fahriyeyi en çok seven şair Nefi’dir.

6-      Dua:

    Kasidenin son bölümüdür.
    Birkaç beyit olur.
    Şair burada övdüğü kişinin başarılı, uzun ömürlü,  talihinin iyi olması yönünde dua eder.

Konularına göre kaside türleri:

Tevhid:  Allah’ın birliğini anlatan kasidelerdir.

Münacat: Allah’a yalvarmak için yazılan kasidelerdir.

 Naat: Peygamberi övmek için yazılan kasidelerdir.

Methiye:  Devlet büyüklerini övmek için yazılır.

Mersiye:  Ölüm temalı kasidelerdir.

Hicviye:  Bir şeyi yermek, eleştirmek için yazılan kasidelerdir.

Şehrengiz:Bir şehrin güzelliklerini anlatan kasidelerdir.

Cülusiye: Padişahların tahta geçişi için yazılan kasidelerdir.

 

 Yüzyıllara göre kaside şairleri:

14-15. yüzyıl:

–         Aşık Paşa

–         Ahmedi

–         Şeyhi

–         Ahmet Paşa

–         Necati bey

16. yüzyıl:

–         Baki

–         Ruhi

–         Fuzuli (Su Kasidesi)

–         Hayali Bey

17. yüzyıl:

–         Nefi

–         Nabi

–         Naili

18. yüzyıl:

–         Nedim

–         Şeyh Galip

Mesnevi:

    Divan edebiyatının en uzun nazım şeklidir.
    Edebiyatımıza İran edebiyatından geçmiştir.
    Uzun aşk öyküleri, dini, tasavvufi, ahlaki öyküler mesnevi ile yazılmıştır.

    Mesnevilerin beyit sınırlaması yoktur.
    Uyak düzeni aa\bb\cc\dd… (her beyti kendi içinde uyaklı)
    Beş mesneviden oluşan eserlere “HAMSE” denir.
    Türk edebiyatında ilk mesnevi Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig adlı eseridir.
    İlk hamse sahibi şairimiz Çağatay edebiyatından Ali Şîr Nevaî’dir. Bunun dışında Taşlıcalı Yahya, Nevizade Atayi

 

    Edebiyatımızın önemli mesnevileri

–         Garip-name – Aşık Paşa

–         İskendername- Ahmedi

–         Har-name- Şeyhi

–         Mantıku’t Tayr- Gülşehri

–         Hayriye- Nabi

–         Hayrabad- Nabi

–         Hüsn ü Aşk – Şeyh Galip

 

Müstezat:

    Bir gazelin her dizesine kısa bir dize ekleyerek oluşturulan şiir biçimidir.
    Uzun dizelerde aruzun genellikle mef ulü \me fa i lü\ me fa i li\ fe u lün kalıbı, kısa dizelerde ise mef u lü\ fe u lün kalıbı kullanılır.
    Kısa dizelere ziyade adı verilir.
    Uzun dizelerle uzun dizeler, kısa dizelerle kısa dizeler uyaklanır.

Kıta:

    Nazım birimi beyittir.
    Beyit sayısı 2- 12 arasında değişir.
    Matla beyti olmayan bir nazım şeklidir.
    Uyak düzeni xa\xa\xa… şeklindedir.
    Mahlassız şiirlerdir.
    Mısraları arasında anlam birliği bulunur.
    Konuları önemli bir düşünce, hikmet, nükte, yergi, övgü, hayat görüşü olabilir.
    Beyit sayısı on ikiden fazla olan kıtalara kıta-i kebire denir.

 

B-      DÖRTLÜKLERLE KURULANLAR

Rubai:

    Genellikle felsefi konular ve tasavvufi düşünceler işlenir.
    Tek dörtlükten oluşur.
    Uyak düzeni aaxa şeklindedir.
    Aruzun belli kalıpları ile yazılır. Rubaiye has 24 aruz kalıbı vardır.
    Edebiyatımıza İran edebiyatından girmiştir.
    Edebiyatımızdaki en ünlü şairleri Kara Fazlî, Azmizade Haleti, Nabi ve son dönemde Yahya Kemal’dir.

Tuyuğ:

    Türkler tarafından Divan şiirine kazandırılan bir nazım şeklidir
    Maninin divan edebiyatındaki karşılığı sayılabilir.
    Aruzun failatün\ failatün\ failün kalıbıyla yazılır.
    Uyak düzeni aaxa şeklkindedir.
    Rubaide işlenen konular tuyuğda da işlenir.
    Tuyuğlarda genellikle cinaslı uyak bulunur.
    14. Yüzyıl Azerî sairi Kadı Burhanettin bu türün kurucusu sayılır.
    Çağdaşı Azeri şairi Nesimi ve Çağatay şairi Ali Şîr Nevaî bu türde çokça ürün vermiştir.

Murabba:

    Nazım birimi dörtlüktür.
    Birim sayısı 3-7 arasında değişir.
    Uyak düzeni aaaa\bbba\ccca\ddda şeklindedir.
    Daha çok dini ve ahlaki konular, övgü, yergi , mersiye gibi türlerde murabba yazılmıştır.
    Dördüncü dizeleri aynen tekrarlanabilir.
    Ölçüsü aruzdur.
    Divan edebiyatında 15. yüzyılda Ahmed Paşa (sultanü’ş şuara) tarafından kullanılmıştır. Bunun dışında Aşki, Hayreti, Taşlıcalı Yahya, Fuzuli murabba yazmıştır.

    Tanzimat döneminde Namık Kemal türün başarılı örneklerini vermiştir.

Şarkı:

    Nazım birimi dörtlüktür.
    Bestelenmek için yazılmışlardır.
    Türk edebiyatının divan şiirine kazandırdığı bir nazım biçimidir.
    Aruz ölçüsü ile yazılırlar.
    Halk edebiyatındaki türkünün karşılığıdır.
    Uyak düzeni aaaa\bbba\ccca şeklindedir.
    Konusu aşk, ayrılık, sevgili, içki ve eğlencedir.
    Dili sadedir.
    İlk bendin dördüncü mısrası tekrar edilebilir. Buna nakarat denir.
    Her bendin üçüncü mısrası miyan adını alır.
    Bu türün öncüsü ve en önemli temsilcisi Nedim’dir.
    Bunun dışında Enderunlu Vasıf ve son dönemde Yahya Kemal de türe ait güzel örnekler vermiştir.

C-      BENTLERLE KURULANLAR

Musammat:

    Nazım birimi benttir.
    Ölçüsü aruz ölçüsüdür.
    İlk bentte geçen dize ya da beyitlerin diğer sonunda aynen tekrarlanması ile oluşur.

    Divan edebiyatında bentlerle kurulan şiirlerin genel adı musammattır.

* Muhammes:  Her bendi beş dizeden oluşan divan edebiyatı nazım şeklidir. Hemen her konuda yazılır. “aaaaa\bbbba\cccca” şeklindedir.

* Müseddes:  Altı dizeden oluşan bentlerdir. aaaaaa\bbbbba\ccccca… şeklinde uyaklanır.

Terkib-i Bend:

    Nazım birimi benttir. Ancak bentler beyitlerden oluşur.
    Bent sayısı 5-10 arasında değişir.
    Her bent 5- 10 beyitten oluşur.
    Bentlerin uyak düzeni gazel gibidir. (aa ba ca…)
    Terkib-i bentlerde bendler hane adını alır. Bendleri birbirine bağlayan bölüme ise vasıta denir.

    Terkib- bentlerde vasıta beyti her bendin sonunda değişir.

    Terkib-i bentlerde hayattan talihten şikayet, felsefi konular, dini tasavvufi konular, toplumsal yergilerin işlendiği şiirlerdir.

    En önemli terkib-i bend üstadı Bağdatlı Ruhi’dir.
    Ziya Paşa’nın Bağdatlı Ruhi’nin terkib-i bendine yazdığı  nazire Tanzimat döneminde ses getirmiştir.

Önemli terkib-i bentler:

Baki- Kanuni Mersiyesi

Şeyh Galip- Esrar Dede Mersiyesi

Terci-i Bend:

    Nazım birimi benttir. Ancak bentler beyitlerden oluşur.
    Bent sayısı 5-10 arasında değişir.
    Her bent 5- 10 beyitten oluşur.
    Bentlerin uyak düzeni gazel gibidir. (aa ba ca…)
    Terkib-i bentlerde bendler hane adını alır. Bendleri birbirine bağlayan bölüme ise vasıta denir.

    Terkib- bentlerde vasıta beyti her bendin sonunda aynen tekrar edilir.

    Konu olarak Allah’ın kudreti, evrenin sonsuzluğu, hayatın zorlukları gibi soyut konular işlenmiştir.

    Terkib-i bendlerde vasıta beyti aynen tekrarlandığı için bentlerde işlenen konular arasında uyum olmalıdır. Terci-i bentlerde konu bütünlüğü vardır.

    Bu türün en güzel örneklerini edebiyatımızda Ziya Paşa ve Şeyh Galip vermiştir.

BATI EDEBİYATI NAZIM ŞEKİLLERİ

Sone:

    4+4+3+3 = 14 dizelik bir nazım şeklidir.
    Uyak düzeni abba \abba\ ccd\ ede şeklindedir.
    İlk iki dörtlükte konuya giriş yapılır.
    Son iki üçlükte asıl mesaj verilir.
    İlk defa Servet-i Fünun döneminde kullanılmış.
    İtalyan edebiyatından alınmıştır.
    Sonelerde çoğunlukla lirik konular işlenir.

Terza-rima:

    Üçer mısralık bentlerden oluşur.
    Üçer mısralık bentlerde bir sınırlama yoktur.
    Tek dize ile biter.
    Uyak düzeni aba\ bcb\cdc\ded\f şeklindedir.
    İlk defa Servet-i Fünun döneminde kullanılmıştır.
    Fransız edebiyatından alınmıştır.
    Dante , İlahi Komedya adlı eserini bu nazım şekliyle yazmıştır.

 

Triyole:

    On dizeli, bir nazım şeklidir.
    Uyak düzeni ab\ aaaa\ bbbb şeklindedir.
    2+4+4= 10 dize
    İlk defa Servet-i Fünun döneminde kullanılır.

Balad:

    Eski Fransız şiirinden edebiyatımıza geçmiştir.
    Genellikle aşk öyküleri işlenmiştir.
    Üç uzun bir kısa bentten oluşur.
    Her bendin sonundaki dize nakarat gibi tekrarlanmıştır.

Serbest Müstezat:

    Aruz ölçüsünün klasik kalıplarının bozulmasıyla oluşturulan nazım biçimidir.

    Serbest müstezatta aynı şiirde birden çok aruz kalıbı vardır.

    Serbest müstezatın en başarılı örnekleri Tevfik Fikret ve Ahmet Haşim tarafından verilmiştir.

 

Şiir: Duygu, hayal ve düşüncelerin bir düzene bağlı olarak, çekici/etkileyici bir dil ve ahenkli mısralar içinde aktarılmasıdır.

Edebiyat türlerinin en eskisi şiirdir. Bugüne kadar şiirin birçok tanımı yapılmıştır. Bu tanımlamalar çağdan çağa, kişiden kişiye değişmiş; kesin bir tanıma ulaşmamıştır. Şiir türü öznel nitelikleri ağır basan bir türdür. Ahmet HAŞİM, şiiri "Nesre çevrilmesi mümkün olmayan nazım ' olarak tanımlar. Cahit Sıtkı TARANCI'ya göre ise "Şiir, sözcüklerle güzel şekiller kurma sanatıdır."

Şiiri düz yazıdan ayıran ölçü, mısra, ahenk gibi unsurlar vardır.
Nazım (şiir) biçimindeki yazılara "manzum"; Nazım parçalarına da "manzume" denir.

Mısra (Dize): Ölçülü ve anlamlı, bir satırlık nazım birimidir.
Nazım Birimi: Şiiri oluşturan mısra kümelerine nazım birimi denir. Dörtlük,bend,beyit...
Beyit (İkilik): Aynı ölçüde olan ve anlamca bir bütünlük oluşturan ve iki dizeden oluşan nazım birimidir.
Ölçü (Vezin): Şiirde dizelerin hece sayısına veya hecelerin ses değerine göre bir uyum içinde olmasıdır.

Hece Ölçüsü : Şiirde dizeleri oluşturan sözcüklerin hece sayılarının eşitliğine dayanan ölçüdür. Hece ölçüsüyle yazılmış dizeler okunurken belli yerlerde durulur.Durulan bu yerlere "durak" denir. Durak sözcüğün sonunda yer alır.

Aruz Ölçüsü : Dizelerdeki hecelerin uzunluk ve kısalığına göre, açık ya da kapalı oluşuna göre düzenlenmesidir.Kısa heceler nokta (.) uzun heceler çizgi (-) ile gösterilir.
İmale: Aruz kalıbına uydurmak için kısa hecenin uzun sayılmasıdır.
Zihaf: Uzun heceleri kısa okumaktır.

Serbest Ölçü : Bu ölçüde hecelerin sayısı ya da uzunluğu kısalığı dikkate alınmaz.

Konularına Göre Şiir Türleri

    Lirik Şiir
    Pastoral Şiir
    Epik Şiir
    Didaktik Şiir
    Satirik Şiir
    Dramatik Şiir

1. Lirik Şiir

Duygu ve düşüncelerin coşkulu bir dille anlatan şiire lirik şiir denir. Eski Yunan edebiyatında şairler şiirlerini Lyra (lir) denilen bir sazla söyledikleri için bu tür şiirlere lirik denilmiştir. Lirik şiir, dünya edebiyatında en çok işlenen ve sevilen şiir türüdür. Lirik şiirler insan yüreğine seslenen, okunduğunda insanı duygulandıran, coşkulandıran şiirlerdir. Batı edebiyatında Rönesans devrim şairlerinin (Petrerca, Ronsard) daha sonra da ilke olarak içe dönüklüğü benimseyen romantik şairlerin(Lamartine, Hugo, Goethe, Schiller) duygusal ve öznel bir nitelik gösteren şiirlerin bu türün başarılı örnekleridir.

    Örnek-1
    Ne zaman seni düşünsem
    Bir ceylan su içmeye iner
    Çayırları büyürken görürüm
    Her akşam seninle
    Yeşil bir zeytin tanesi
    Bir parça mavi deniz
    Alır beni
    Seni düşündükçe
    Gül dikiyorum elimin değdiği yere
    Atlara su veriyorum
    Daha bir seviyorum dağları ( İlhan BERK)

    Örnek-2

    Kara dutum, çatal karam,çingenem
    Nar tanem, nur tanem, bir tanem,
    Ağaç isem dalımsın salkım saçak
    Petek isem balımsın oğulum
    Günahımsın vebalimsin.
    Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
    Yoluna bir can koyduğum,
    Gökte ararken yerde bulduğum
    Karadutum, çatal karam çingenem
    Daha nem olacaktın bir tanem? (Bedri Rahmi EYÜBOĞLU)

    Örnek-3
    NERDESİN?
    Geceleyin bir ses böler uykumu.
    İçim ürpermeyle dolar: - Nerdesin?
    Arıyorum yıllar var ki ben onu,
    Aşıkıyım beni çağıran bu sesin.
    Gün olur sürüyüp beni derbeder,
    Bu ses rüzgarlara karışır gider.
    Gün olur peşimden yürür beraber,
    Ansızın haykırır bana: Nerdesin?
    Bütün sevgileri atıp içimden,
    Varlığımı yalnız ona verdim ben,
    Elverir ki bir gün bana derinden
    Ta derinden bir gün bana "Gel" desin (Ahmet Kutsi TECER)


    Örnek-4
    ENDÜLÜSTE RAKS
    Zil, şal ve gül. Bu bahcede raksın bütün hızı...
    Şevk akşamında endülüs üc defa kırmızı.

    Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir
    İspanya neş'esi ile bu akşam bu zildedir.

    Yelpaze çevrilir gibi birden dönüşleri,
    İşveyle devriliş, örtünüşleri...

    Her rengi istemez, gözümüz şimdi aldadır.
    İspanya dalga dalga bu akşam bu şaldadır..

    Alnında halka halka aşüfte kakülü
    Gögsünde yosma gırnatanın en güzel gülü...

    Raks ortasında bir durup oynar, yürür gibi;
    Bir baş çevirmesiyle bakar öldürür gibi...

    Gül tenli, kor dudaklı, kömür gözlü sürmeli,
    Şeytan diyor ki, sarmalı yüz kere öpmeli.

    Gözler kamaştıran şala, meftun eden güle
    Her kalbi dolduran zile, her sineden "Ole!" (Yahya Kemal BEYATLI)

2. Pastoral Şiir

Çoban ve kır yaşamını,doğa güzelliklerini anlatan şiirlere pastoral şiir denir.

Pastoral şiirlerin her türlü süsten, yapmacıktan, gösteriş ve söz oyunlarından uzak bir yapısı vardır. Bunlara bukolik şiir ( çoban şiiri) de denir.

Pastoral şiirin iki biçimi vardır:

İDİL: Bir ozanın ya da çobanın ağzından yazılıp kır yaşamının çekiciliğini, güzelliğini anlatan çobanıl aşkı yansıtan kısa şiirlere denir.

EGLOG: BİR kaç çobanın karşılıklı konuşmaları yoluyla oluşturulan, aşk, kır yaşamı üzerine duygu ve düşüncelerini yansıtan pastoral şiirlere denir.

    Örnek-1
    Avludan geçtiğini gördü gelinin
    Suya gidiyordu öğle güneşinde
    Ardında bebesi yalınayak
    Geride Karabaş
    Tozlu yoldan
    Söğütlerin oradaki çeşmeye
    Yalağında bulutlar yıkanan çeşmeye (Oktay RIFAT)

    Örnek-2
    Gümüş bir dumanla kapandı her yer
    Yer ve gök bu akşam yayla dumanı
    Sürüler, çeşmeler, sarı çiçekler
    Beyaz kar, yeşil çam, yayla dumanı ( Ömer Bedrettin UŞAKLI)


    Örnek-3
    BİNGÖL ÇOBANLARI
    Daha deniz görmemiş bir çoban çocuğuyum.
    Bu dağların eskiden aşinasıdır soyum.
    Bekçileri gibiyiz ebenced buraların,
    Bu tenha derelerin, bu vahşi kayaların
    Görmediği gün aynı pınardan doldurup testimizi
    Kırlara açılırız çıngıraklarımızla.
    Okuma yok,yazma yok, bilmeyiz eski yeni,
    Kuzular bize söyler yılların geçtiğini,
    Arzu, başlarımızdan yıldızlar gibi yüksek;
    Önümüzde bir sürü, yanımızda bir köpek,
    Dolaştırıp dururuz aynı daüssılayı.
    Anam bir yaz gecesi doğurmuş beni burda,
    Bu çamlıkta söylemiş son sözlerini babam;
    Şu karşıki bayırda verdim kuzuyu kurda,
    "Suma"mın başka köye gelin gittiği akşam,
    Gün biter, sürü yatar ve sararsan bir ayla,
    Çoban hicranlarını basar bağrına yayla.
    Kuru bir yaprak gibi kalbini eline al,
    Diye hıçkırır kaval:
    Bir çoban parçasısın, olmasan bile koyun,
    Daima eğeceksin başkalarına boyun;
    Hülyana karışmasın ne şehir, ne de çarşı,
    Yamaçlarda her akşam batan güneşe karşı
    Uçan kuşları düşün, geçen kervanları an,
    Mademki kara bahtın adını koydu çoban!
    Nasıl yaşadığından, ne içip yediğinden,
    Çıngırak seslerinin dağlara dediğinden
    Anlattı uzun uzun.
    Şehrin uğultusundan usanmış ruhumuzun
    Nadir duyabildiği taze bir heyecanla,
    Karıştım o gün bugün bu zavallı çobanla
    Bingöl yaylalarının mavi dumanlarına,
    Gönlümü yayla yaptım Bingöl çobanlarına. (Kemalettin Kamu)

    Örnek:4
    ÇOBAN ÇEŞMESİ
    Derinden derine ırmaklar ağlar,
    Uzaktan uzağa çoban çeşmesi,
    Ey suyun sesinden anlıyan bağlar,
    Ne söyler su dağa çoban çeşmesi.
    "Goynunu Şirin'in aşkı sarınca
    Yol almış hayatın ufuklarınca,
    O hızla dağları Ferhat yarınca
    Başlamış akmağa çoban çeşmesi...
    "O zaman başından aşkındı derdi,
    Mermeri oyardı, taşı delerdi.
    Kaç yanık yolcuya soğuk su verdi.
    Değdi kaç dudaga çoban çesmesi.
    Vefasız Aslı'ya yol gösteren bu,
    Kerem'in sazına cevap veren bu,
    Kuruyan gözlere yaş gönderen bu...
    Sızmadı toprağa çoban ceşmesi.
    Leyla gelin oldu,
    Mecnun mezarda,
    Bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda,
    Ateşten kızaran bir gül ararda,
    Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi,
    Ne şair yaş döker, ne aşık ağlar,
    Tarihe karıştı eski sevdalar.
    Beyhude seslenir, beyhude çağlar,
    Bir sola, bir sağa çoban çeşmesi... (Faruk Nafiz ÇAMLIBEL)

3. Epik Şiir

Epik sözcüğü, Yunancada destan anlamındaki epope den gelmektedir. Yazının bulunuşundan önceki dönemlerde ulusların hayatında derin izler bırakan tarihsel olayları dile getiren destanlar epik şiir sayılır. Epik şiirlerde yiğitlik, kahramanlık, savaş. temaları işlenir. Her epope ( destan) ya da epik şiirlerde tarihsel bir gerçek vardır. Epik şiir bu gerçekten kaynaklanır. Epik şiirlerin çoğu, okuyucuyu coşkulandırdığı için lirik özellikler de taşır.

    Örnek-1
    Durduk, süngü takmış kafir ayakta
    Bizde süngü yok
    Bir hayret kızıllığı akardı üstümüzden
    Dehşetten daha çok
    Durduk, süngüsü düşmanın pırıl pırıl,
    Önümüze çıktı bir gündüz,bir gece
    Korku değil haşa
    Bir büyük düşünce .
    ( F.Hüsnü DAĞLARCA)

    Örnek-2
    Kalktı göç eyledi Avşar elleri,
    Ağır ağır giden eller bizimdir.
    Arap atlar yakın eder ırağı,
    Yüce dağdan aşan yollar bizimdir.
    Belimizde kılıcımız Kirmani,
    Taşı deler mızrağımın temreni.
    Hakkımızda devlet etmiş fermanı,
    Ferman padişahın,dağlar bizimdir.
    Dadaloğlu'm birgün kavga kurulur,
    Öter tüfek davlumbazlar vurulur.
    Nice koçyiğitler yere serilir,
    Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir. (Dadaloğlu)

4. Didaktik Şiir

Belli bir düşünceyi aşılamak ya da belli bir konuda öğüt, bilgi vermek, ahlaki bir ders çıkarmak amacıyla öğretici nitelikte yazılan, duygu yönü zayıf şiir türüdür. Eski çağlarda ozanların eğitici öğretici bir kişi olduğu kabul ediliyordu. Eski Yunan edebiyatında Hesiodos bu türün ilk örneklerini vermiştir. Türk edebiyatında "ta'limî" terimi de aynı anlamda kullanılmıştır. Manzum hikâyeler ve fabllar da bu gruba girer.

    Örnek-1
    KARGA İLE TİLKİ
    Bir dala konmuştu karga cenapları;
    Ağzında bir parça peynir vardı.
    Sayın tilki kokuyu almış olmalı;
    Ona nağme yapmaya başladı:
    "Ooooo! Karga cenapları, merhaba!
    "Ne kadar güzelsiniz; ne kadar şirinsiniz
    "Gözüm kör olsun yalanım varsa
    "Tüyleriniz gibiyse sesiniz
    "Sultanı sayılırsınız bütün bu ormanın."
    Keyfinden aklı başından gitti bay karganın;
    Göstermek için güzel sesini
    Açınca ağzını düşürdü nevâlesini.
    Tilki kapıp onu dedi ki: "Efendiciğim,
    Size küçük bir ders vereceğim;
    Alıklar olmasa iş kalmaz açık gözlere;
    Böyle bir ders de değer sanırım bir peynire"
    Karga şaşkın, mahcup biraz da geç ama,
    Yemin etti gayrı faka basmayacağına. (Çev: Orhan Veli)

    Örnek-2
    Şunlar ki çoktur malları
    Gör nice oldu halleri
    Sonucu bir gömlek imiş
    Anında yoktur yenleri ( Yunus EMRE )

5. Satirik Şiir

Eleştirici bir anlatımı olan şiirlerdir. Bir kişi, olay, durum, iğneleyici sözlerle, alaylı ifadelerle eleştirilir. Bunlarda didaktik özellikler de görüldüğünden, didaktik şiir içinde de incelenebilir. Ancak açık bir eleştiri olduğundan ayrı bir sınıfa alınması daha doğru olur. Bu tür şiirlere Divan edebiyatında hiciv, Halk edebiyatında taşlama, yeni edebiyatımızda ise yergi verilir.


    Örnek-1
    Pek rengine aldanma felek eski felektir
    Zira feleğin meşreb-i nâ-sâzı dönektir
    Ya bister-i kemhâda, yâ virânede can ver
    Çün bay ü gedâ hâke beraber girecektir
    Allaha sığın şahs-ı halimin gazabından
    Zira yumuşak huylu atın çiftesi pektir
    Yaktı nice canlar o nezaketle tebessüm
    Şirin dahi kasdetmesi cana gülerektir
    Bed asla necabet mi verir hiç üniforma
    Zerdüz palan ursan eşek yine eşektir
    Bed mâye olan anlaşılır meclis-i meyde
    İşret, güher-i âdemi temyize mihenktir

    Nush ile yola gelmeyeni etmeli tektir
    Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir
    Nâdânlar eder sohbet-i nâdânla telezzüz
    Divânelerin hemdemi divâane gerektir
    Aff ile mübeşşer midir eshâb-ı meratip
    Kanun-i ceza âcize mi hâs demektir
    Milyonla çalan mesned-i izzetde serefrâz
    Bir kaç kuruşu mürtekibin câyı kürektir
    İman ile din, akçadır erbâb-ı gınâda
    Namus ü hamiyyet sözü kaldı fukarada (Ziya Paşa)


    Örnek-2
    Benim bu gidişe aklım ermiyor
    Fukara halini kimse sormuyor
    Padişah sikkesi selam vermiyor
    Kefensiz kalacak ölümüz bizim

6. Dramatik Şiir

Tiyatroda kullanılan şiir türüdür. Eski Yunan edebiyatında oyuncuların sahnede söyleyecekleri sözler şiir haline getirilir ve onlara ezberletilirdi. Bu durum dram tiyatro türünün ( 19. yy. ) çıkışına kadar sürer. Bundan sonra tiyatro metinleri düz yazıyla yazılmaya başlanır.

Dramatik şiir harekete çevrilebilen şiir türüdür. Başlangıçta trajedi ve kommedi olmak üzere iki tür olan bu şiir türü dramın eklenmesiyle üç kere çıkmıştır.

Bizde dramatik şiir türüne örnek verilmemiştir. Çünkü bizim Batı'ya açıldığımız dönemde ( Tanzimat ) Batı'da da bu tür şiirler yazılmıyordu; nesir kullanılıyordu tiyatroda. Bizim tiyatrocularımız da tiyatro eserlerini bundan dolayı nesirle yazmışlardır. Ancak nadirde olsa nazımla tiyatro yazan da olmuştur. Abdülhak Hamit Tarhan gibi...

Batı edebiyatında Corneille, Racine, Shakespeare;Türk edebiyatında Namık Kemal, Abdülhak Hamit Tarhan, Faruk Nafiz Çamlıbel dramatik şiirin en güzel örneklerini vermişlerdir.

    «Eşber» den bir parça:
    Halketsem esirlerle leşker,
    Mahveylesem ordularla asker,
    Olsa bana hep mülûk çâker;
    Cinsince o iktidar münker,
    Fevkimde uçar tuyûr-u kemter!
    Âvâze-i dehr iken tanînim,
    Gördüm ana değmiyor enînim;
    Milletlere karşı âhenînim;
    Bir âfete karşı nazenînim.
    Afetse de ey ilâh göster!
    Bilmem bana ân mı, şân mı lâzım?
    Gülbün mü ya kehkeşân mı lâzım?
    Âguuş-u vefâ-nişân mı lâzım?
    Bir pençe-i hun-feşân mı lâzım?
    Canan mı güzel, cihan mı hoş-ter? (Abdülhak Hâmit TARHAN)

 

Kafiye Redif konu anlatımı

REDİF     Mısra sonlarında yazılışları, okunuşları, anlamları ve görevleri aynı olan eklerin, kelime ve kelime gruplarının tekrar edilmesine "redif" denir.

    Örnek-1

    Bizim elde bahar olur, yaz olur.
    Göller dolu ördek olur, kaz olur.
    Sevgi arasında yüz bin naz olur.
    Suçumu bağışla, ben sana kurban. (Ercişli Emrah)

    Örnek-2

    Bu ıslıkla uzayan, dönen, kıvrılan yollar,
    Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar
    Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.
    Gökler bulutlanıyor, rüzgar serinliyordu. (F. Nafiz Çamlıbel)

    Ayrıntılı bilgi için ayrıca bakınız>> Redif nedir? Redif Çeşitleri

KAFİYE (UYAK)

Mısra sonlarındaki yazılışları ve okunuşları aynı, anlamları ve görevleri farklı kelimelerin, eklerin benzerliğine kafiye denir.

Yanıp tutuşmadan aylarca yummadım gözümü,
Nücuma sor ki, bu kirpikler uyku görmüş mü?  (Mehmet Akif ERSOY)

KAFİYE ÇEŞİTLERİ

1) Yarım Kafiye

     Tek ses benzerliğine dayanan kafiyedir.

    Örnek-1

    Ben çektiğim kimler çeker
    Gözlerim kanlı yaş döker
    Bulanık bulanık akar
    Dağlarım seliyim şimdi (Kul Mustafa)

    Örnek-2

    İstedim kendimi bu göle atam
    Elimi uzatıp yavruyu tutam

    Örnek-3

    Üstümüzden gelen boran kış gibi
    Şahin pençesinde yavru kuş gibi
    Seher sabahında rüya düş gibi
    Çağıta bağırta aldı dert beni

2) Tam Kafiye

     İki ses benzerliğine dayanan kafiye türüdür.

    Örnek-1

    Yollarda kalan gözlerimin nurunu yordum,
    Kimdir o, nasıldır diye rüzgarlara sordum,
    Hulyamı tutan bir büyü var onda diyordum
    (Y. Kemal Beyatlı)

    Örnek-2

    Sen miydin o afet ki dedim, bezm-i ezelde
    Bir kanlı gül ağzında ve mey kasesi elde,
    Bir sofrada içtik, ikimiz aynı emelde,
    Karşımda uyanmış gibi bir baktı sarardı. (Yahya Kemal Beyatlı)

    Örnek-3

    On atlıya karar verdim yaşını
    Yenice sevdaya salmış başını
    El yanında yakar gider kaşını
    Tenhalarda gülüşünü sevdiğim.

3) Zengin Kafiye
     Üç ya da daha çok ses benzerliğine dayanan kafiye türüdür.

    Örnek-1

    Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk,
    Soğuk bir mart sabahı.. Buz tutuyor her soluk     (Faruk Nafiz Çamlıbel)

    Örnek-2

    Baygın bir ihtizaz ile bi-huş akar dere,
    Sahillerinde çocuklar uzanmış çemenlere. (Orhan Seyfi Orhon)

    Örnek-3

    Miskin Yunus biçareyim
    Baştan ayağa yareyim
    Dost ilinden avareyim
    Gel gör beni aşk neyledi    (Yunus Emre)

    Tunç Kafiye: Ses benzeşmesinin üçten fazla olması durumunda kelimelerin biri genellikle diğerini içine alır. Bu, durumda zengin kafiyenin adı "tunç kafiye" olur.

    Fikrim bir hulyaya bazı dalar da
    Düşünür, derim ki: "Bu odalarda
    Kim bilir kaç kişi oturmuş yatmış." (7 harf) (Yusuf Ziya Ortaç, Evim)

    Ay asar kandilini,
    Suya sarkan dilini. (11 harf)

    Kimi solgun, sarışın; kimi ak, kimi kara;
    Kiminin arkasından görünüyor Ankara. (4 harf)

    Hey Emre'm Yunus biçâre
    Bulunmaz derdine çâre (4 harf) (Yunus Emre)

    Ayrıca bkz.-> Tunç Kafiye ve Örnekler

4) Cinaslı Kafiye

    Anlamları ayrı, fakat yazılış ve okunuşları aynı olan kelime ve kelime gruplarının mısra sonunda tekrarı ile oluşan kafiyedir.

    Örnek-1

    Niçin kondun a bülbül
    Kapımdaki asmaya
    Ben yarimden vazgeçmem
    Götürseler asmaya

    Örnek-2

    Bilmem ki yaz mı gelmiş
    Niçin açmış gül erken
    Aklımı kayıp ettim
    Nazlı yarim gülerken

    Örnek-3

    Kendin çöz kendin tara                      Bağ bana
    Değmesin el başına                           Bahçe sana bağ bana
    Ben yarime kavuştum                         Değme zincir kâr etmez
    Darısı el başına                                  Zülfün teli bağ bana

KAFİYE ŞEMASI

Mısraların son seslerine bakılarak bir dörtlüğün kafiye düzeni çıkarılır. Kafiye düzenlerinin, mısralarının son seslerindeki düzene göre çeşitleri vardır.

1. Düz Kafiye:   "a a a b"   "bbbc"   "cc"   "a a b b"   olmalı.

    İftardan önce gittim Atik-Valde semtine
    Kaç defa geçtiğim bu sokaklar, bugün yine,
    Sessizdiler, Fakat Ramazan maneviyyeti
    Bir tatlı intizara çevirmiş sukuneti

2.  Çapraz Kafiye: "a b a b"   "cdcd" olmalı.

    Hayran olarak bakarsınız da
    Hülyanızı fetheder bu hali
    Beş yüz sene sonra karşınızda
    İstanbul fethinin hayali

3. Sarma Kafiye: "a b b a"   "cddc" olmalı.

    İhtiyar, elini bağrına soktu,
    Dedi ki: "İstanbul muhasarası
    Başlarken aldığım gaza yarası
    İçinden çektiğim bu oktu.

 

 
21 Mart 2016 Pazartesi 14:03 
Yorum YapYazdır
 
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
Anket
 
Tarihte Bugün
1815 - Napolyon'un son zaferi Ligny meydan muharebesi ünlü Waterloo Savaşı'ndan iki gün önce gerçekleşti.
1903 - Ford motor şirketi kuruldu.
1919 - Merzifon isyanı.
1919 - Yörük Ali Efe, Yunan müfrezesini imha etti.
1920 - Yara bandı Earle E. Dickinson tarafından icat edildi.
1940 - Litvanya'da komünist yönetim kuruldu.
1950 - TBMM,Türkçeleştirilmiş ezanın eskiden olduğu gibi Arapça okunmasına dair kanunu kabul etti.
1963 - Vostok 6 ile dünya yörüngesine fırlatılan Rus kozmonot Valentina Tereshhova, uzaya seyahat eden ilk kadın oldu.
1973 - TRT MEB ortaklığıyla hazırlanan üniversite giriş sınavı hazırlık kursları televizyondan yayınlanmaya başlandı.
1983 - Yuri Andropov SSCB başbakanı oldu.
1991 - Başbakan Yıldırım Akbulut istifasını Cumhurbaşkanı Turgut Özal'a verdi.
2000 - 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e Devlet Şeref Madalyası verildi.
 
 
Kurumsal

İçerik

EĞİTİM

KPSS

MEMUR

Yukarı Çık