MİT, ByLock kullanan 105 bin kişilik listeyi tespit etti

Ana Sayfa » EĞİTİM » SENDİKALAR SERBEST KIYAFET İÇİN BİRBİRİNE DÜŞTÜ

SENDİKALAR SERBEST KIYAFET İÇİN BİRBİRİNE DÜŞTÜ

Eğitim Birsen ile Eğitim İş sendikaları arasında sivil itiaatsizlik eylemi nedeni ile söz düellosu başladı.

 
29 Mart 2013 Cuma 22:15
Okunma: 2106
Yorum YapYazdır
 
SENDİKALAR SERBEST KIYAFET İÇİN BİRBİRİNE DÜŞTÜ

Eğitim Birsen’in kılık kıyafet eylemine karşı başlattığı sivil itiaatsizlik eylemi, Eğitim İş ile arasında söz düellosuna dönüştü. Eğitim iş sendikası web sitesinde 25 Mart tarihli yapılan  “Eğitim-Bir-Sen ve Türk Eğitim-Sen’in, Laiklik İlkesi Üzerine Yükselen Anayasal Düzeni Tahrip Etme Girişimleri Çamura Saplandı” konulu bir açıklama yer aldı. Yine Eğitim İş sendikası yönetim kurulu yaptığı basın açıklaması ile sivil itaatsizlik eylemi ile ilgili hukuki süreci başlattıklarını ilan etti. Eğitim iş 81 il valiliğine yazı göndererek “Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmelik”in amir hükümlerini bilerek ve isteyerek ihlal eden kamu görevlileri hakkında soruşturma açılıp açılmadığını açıldıysa nasıl sonuçlandığını sordu” Bu açıklamalar iki sendika arasında kılık kıyafet ile ilgili yaşanan çekişmenin fitilini ateşledi. Ardından Eğitim Bir Sen Basın Sekreteri ALİ YALÇIN Eğitim İş’in Valiliklere gönderdiği yazıyı 28 Şubatçıların memurları fişlemesine benzetti. Eğitim İş Sendikasından cevap ise gecikmedi. Özlük Hukuk sekreteri Ömer ARSLAN imzasıyla yapılan açıklamada Ali YALÇIN’ın sözlerine Merdi kıptı secaat arz ederken şirkatin söylemiş sözleri ile cevap verdi.

Eğitim İş Özlük Hukuk Sekreteri Ömer Arslan ile Eğitim Birsen Basın Sekreteri Ali Yalçın’ın açıklamalarını birlikte yayınlıyoruz.

Cengiz ŞAHİN

EĞİTİM İŞ İN ALİ YALÇIN’A CEVABI;

ALİ YALÇIN, MERDİ KIPDİ SECAAT ARZ EDERKEN SİRKATİN SÖYLEMİŞ

Eğitim Bir Sen Genel Başkan Yardımcısı Ali YALÇIN, Eğitim İş’in sözde ‘’sivil itaatsizlik’’ eylemi karşısında dik ve kararlı duruşuna karşı bir yazı kaleme alarak Eğitim İş’e bulaşmaya çalışmaktadır. Sayın Ali YALÇIN, 12 Eylül’den 28 Şubat’tan söz ediyor.12 Eylül dayatması dediği yönetmeliğe karşı sivil itaatsizlikten dem vuruyor.

12 Eylül faşist darbesine alkış tutanların, 28 Şubat’tan beslenenlerin, hele hele ‘’höyt’’ sesini duyar duymaz köşelerine sinenlerin ne demokrasi mücadelesinden ne de ‘’itaaatsizlik’’ten söz etmeye hakları vardır.

İtaatsizlik, ‘’memur bırak sendikayı, dernek bile kuramaz’’ diyenlerin değil, ‘’sendika haktır’’ diye haykırıp, tabelayı asma cesareti gösterenlerin harcıdır.

İtaatsizlik, sırık fasulyesi gibi iktidar sırığına sarılıp yükselenlerin değil, kendi ayakları üzerinde yükselenlerin harcıdır.

İtaatsizlik, kırmızı halılar üzerinde el pençe divan duranların değil, öğretmeni ‘’yem bekleyen güvercin’’e benzetenleri protesto için karda, boranda sokaklara çıkanların harcıdır.

İtaatsizlik, işgalcilerle tiyatro izleyenlerin, mandacılardan beslenenlerin değil, ‘’Ya İstiklal ya Ölüm’’ diye yola çıkanların harcıdır.

Kısacası sayın Ali YALÇIN, hiç Eğitim İş’e bulaşmaya çalışma, kirletemezsin. Çünkü Eğitim İş gücünü iktidarlardan değil, eğitim emekçilerinden almaktadır. Eğitim emekçilerin şanlı tarihi ‘’SARI’’lara ve o boyayı yapanlara verilen DERS’lerle doludur.

Ömer ARSLAN
Eğitim-İş Genel Merkez Özlük Hukuk Sekreteri

ALİ YALÇIN’IN AÇIKLAMALARI;

Eğitim Bir Sen Genel Başkan Yardımcısı Ali Yalçın'dan Eğitim İş'e eleştiri

12 Eylül Milli Güvenlik Konseyi düzenlemesi olan; kişi hak ve özgürlüklerini hiçe sayan kılık-kıyafet yönetmeliğine karşı başlattığımız sivil itaatsizlik eylemimize diğer sendikaların yanı sıra Eğitim-Sen ve Eğitim-İş üyelerinden de yoğun bir katılım söz konusudur.

Kamu çalışanlarının ense tıraşı, bıyığı, favori uzunluğu, tırnak ve ayakkabı topuk boyu ile ilgilenen, giydiği kazağın boynu ve pantolonun kumaşına kadar sınırlamalar içeren, kadın kamu çalışanlarına başı açık olmayı dayatan yönüyle de temel hak ve özgürlükleri hiçe sayan çağdışı yönetmeliği yok saymaya ve kaldırılana kadar fiilen hükümsüz kılmaya kararlıyız.

Devlet mekanizmasının insan bedenindeki hükümranlığının en uç örneklerini taşıyan darbe bakiyesi yönetmeliği koruma ve kollama görevini, 28 Şubat’ın ‘Batı Çalışma Grubu’na özenen Eğitim-İş’in merkez yönetiminin üstlenmesi bizi şaşırtmamıştır. Özgürlük için toplanan 12 milyon 300 bin imzayı görmezden gelen, 18 Mart itibarıyla başlattığımız sivil itaatsizlik eylemimizin ise sadece üyelerimiz ve destek veren sendikaların üyelerince değil, kendi tabanlarınca da uygulanması karşısında küplere binen Eğitim-İş merkez yönetimi; kuru gürültüleri ile yetinmeyerek bir de “eyleme katılanlar yönetmeliğe aykırı davranıp suç işliyorlar” türünden 81 il valiliğine yazı yazmıştır. Yasaların yönetmeliklerden daha üst norm olduğunu çok iyi bilen Eğitim-İş’in gönderdiği yazıda şapka kanunu uygulanmıyor diye eklemeyi unuttuğunu kendilerine hatırlatmak isterim.

“Eğitim-Sen’in kısa süre önce uyguladığı ‘eşofmanlı sivil itaatsizlik’ eylemi ile verdiği mesajı iyi okuyan Eğitim-Bir-Sen, Memur-Sen” diyerek Eğitim-Sen tabanına mesaj yollayıp sizin üst yönetiminizin aklı işte bu kadar basıyor diye kendi akıllarının daha üstün olduğunu söylemeye çalışan Eğitim-İş merkez yöneticilerinin boşuna böbürlendiklerini söylemem lazım. Öğrencilere verilen özgürlüğü boğmak için tepki olarak eşofmanla işe gitme kararı alanlarla öğrencilere bile verilen hakları neden eğitim çalışanlarından esirgiyorsunuz diyenleri aynı potaya sokmaya çalışanlara akıllı muamelesi yapmamızı beklemesinler. Yaptıkları açıklamayla kendilerine göre haklı gerekçeler ürettiklerini sanabilirler. İtirazlarını temellendirmeye çalıştıkları gerekçelere göz atıldığında, II. Dünya Savaşı öncesi Avrupa ile Mao Zedong’un Çin’inde kaldıkları görülüyor. Takılıp kaldıkları dönemden bugüne insan hakları temelli üzerinde uzlaşılan ortak bildirilerden ve Avrupa Birliği ülkelerindeki uygulamalardan habersiz oldukları anlaşılıyor. Yıllardır ezberlediklerini aktardıkları derin analizleri(!) aslında tam bir çelişkiler yumağıdır.

“Din ve inanç özgürlüğünün garantisi laik devlet, düşmanı ise teokratik devlettir” ifadesiyle “İslam teokratiktir ve diğer inançların özgürlüğünün düşmanıdır” demeye çalışıyorlar. İslam coğrafyasında farklı din ve inançların hem ifade hem de yaşam hakkı olduğundan habersiz olmaları İnkılâp Tarihi kitaplarının dışına taşamadıklarını gösteriyor.

Dinin ve hukukun bağlayıcı kurallarıyla devletin tabilerinin özeline sarkmasının engellendiği, kişi hak ve hürriyetlerinin devletin şerrinden uzak tutularak korunduğu bir medeniyetten habersiz olanlar; Fransız İhtilâli sonrası kurulan laikçi devletin kilisenin yerine geçip zoraki “pozitivist kurtuluş” ile devlet gücüyle asimilasyon yapılmasını örnek alarak Türkiye’de laiklik sopasıyla yaptıklarının yetmediğini söylemeye çalışıyorlar. Üstüne üstlük valiliklere yazarak sıkıyönetim komutanı edasıyla bir de talimat vermeye çalışıyorlar.

Tepeden inmeci laikliği 12 Eylül ve 28 Şubat’ta yapılan toplum mühendislikleri ile sentezleyip, İngiliz Başbakanı David Lloyd George’un halk kendisi için iyi olanı bilemez demeye getirip ‘medenileşinceye kadar güdülmelidir’ teziyle tepeden bakan zihniyet, “Sünni” ve “Alevi” jargonu üzerinden güvensizlik inşa ederek laikçi jakobenizme sosyal taban bulma telaşını da açığa vuruyor. Cami, cemevi ve sanat merkezlerini bombalayıp, ‘Alevi dedesi öldürerek’ kaos çıkartıp, siyasal mevzi elde etme anlayışına ne kadar yakın oldukları görülenlerin her defasında ‘Alevi-Sünni’ kelimeleri ile fitne diline sarılmaları ise tek kelimeyle tükenmişliklerinin resmidir.

Sadakat yemini ettikleri devrim kanunlarına uymayıp, şapka takmayarak samimiyetsizliklerini ortaya koyanların; devletin bir dine göre yönetilmesi ile devletin vatandaşlarının dinlerini gözeterek yönetilmesi arasındaki farkı anlamalarını beklemiyoruz. Devletin, azınlığın inançlarını rahat yaşaması için tedbir almasını laikliğe uygun ama çoğunluğun inançlarını yaşaması için tedbir almasını laikliğe aykırı buluyorlar. Kendi inanç ve düşüncelerinin tanınmasında mutlak özgürlük isterken, başkalarının özgürlük taleplerine üzgünlüklerini gizlemiyorlar. Üzgün kalsalar o da iyi. Kendi düşüncelerini laiklik kisvesi altında devletin güç kullanarak on yıllarca yaptığı gibi dayatmasını ve bunda da ısrarcı olmasını istiyorlar.

‘Sivil itaatsizliğe katılım çok düşük kaldı’ diye cümle kurarken bir taraftan da jurnalciliğe soyunuyorlar. Ucube yönetmeliğe uymayanları, adeta parmak sallayıp tehdit ediyorlar. Bunu yapmaya hakkınız yok, diyerek yasal olabilen ama asla meşruiyeti olmayan düzenlemeleri hatırlatıyorlar. Beyler, yasal düzenlemeler devlet tiranlaşsın diye yapılmaz. Anayasalar ve yasaların yapılmasındaki temel zihniyet; devletin hükümranlığını daha da büyütmek değil, bireyi devletin keyfi uygulamalarından korumaktır.

Burada zikredilmesi gereken başka bir evrensel gerçeği de hatırlatalım. Bilindiği üzere, anayasa ve yasaların yetmediğinden hareketle devletlerin altına imza attığı insan merkezli ortak bildiri ve belgeler vardır. Ülkemizde Anayasa ve yasada olmayan, ara rejim döneminde ihdas edilerek başörtüsü yasağına da kılık oluşturan, doğal hukuk ve ülkemizin de taraf olduğu uluslararası ortak metinlerin üzerinde olmayan bir yönetmelikten söz ediyoruz. Topu topu darbe dönemi ürünü bir yönetmelik… Allah’ın kanunu falan değil.

Her defasında özgürlük kelimesini dillerine pelesenk eden bu kesim maalesef, 12 Eylül Milli Güvenlik Konseyi’nin dayatmalarına fetva arayarak komik duruma düştüklerinin farkında bile değiller. Biliyorum eski alışkanlıklarını bir türlü terk etmeyecek bunlar.

Unutmayalım ki, milletin devleti değil, devletin milleti olsun ısrarı dipçikle ancak bu kadar sürer. Sadakat yeminiyle bağlı olunan kutsal devlet anlayışı, bu sendika yöneticilerinin idrak sularını pıhtılaştırmış ama onlar hala kendilerinde bir sorun görmüyor ve inadına sağlıklı olduklarını düşünüyorlar. Ben de ciddiye alıp bu kadar yazı yazıyorum. Eylemimize candan destek veren ve bağlı bulunduğu sendikasını neden özgürlüklere karşıyız diye sorgulayıp yönetimin kendilerini temsil etmediğini düşünen sendikalı arkadaşlara/üyelere teşekkür ediyor, merkez yöneticilerine sesleniyorum. Biliyorum suç bende ama sorun kesinlikle sizlerde. Ben kendimi boşa yormuyor ve Eğitim-İş’in merkez yöneticilerine acil şifalar diliyorum.

Ali YALÇIN

Eğitim-Bir-Sen Genel Başkan Yardımcısı

MEBPERSONEL

 
29 Mart 2013 Cuma 22:15
Okunma: 2106
Yorum YapYazdır
 
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
Anket
 
Tarihte Bugün
1812 - Osmanlı Devleti ve Rusya arasında Bükreş Antlaşması imzalandı, 1806-1812 Osmanlı-Rus Savaşı sona erdi.
1830 - ABD Başkanı Andrew Jackson, Amerikan Kızılderililerinin yurtlarından çıkarılmasına ve başka yerlere sürülmelerine olanak tanıyan Yerli İskân Yasası'nı imzaladı.
1862 - Sayıştay kuruldu.
1902 - Bilim adamı Thomas Edison pili buldu.
1913 - Osmanlı'da ilk feminist örgüt sayılabilecek Teali-i Nisvan kuruldu.
1918 - Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti kuruldu, 27 Nisan 1920'de SSCB tarafından ilhak edildi.
1919 - Mustafa Kemal Paşa, Havza'dan, sivil ve asker yüksek memur ve komutanlıklara, işgallere karşı çıkılan mitingler düzenlenmesini bildirdi.
1919 - İstanbul'da tutuklanan İttihat ve Terakki ileri gelenleri, Malta'ya sürgüne gönderildi. Bu ilk kafilede 66 kişi yer alıyordu. Sürgünler 20 Kasım 1920'ye kadar sürdü.
1928 - Bakanlar Kurulu, Millet Mektepleri açılmasını kararlaştırdı.
1930 - İnşası 2 yıl süren, New York City'nin önemli sembollerinden Chrysler Binası resmen açıldı.
1933 - Naziler Alman Komünist Partisi'nin bütün mallarına el koydu.
1937 - İngiltere'de Neville Chamberlain Başbakan oldu.
1952 - Yunanistan'da kadınlara seçme hakkı verildi.
1953 - Kore'de 28-29 mayıs savaşlarında Türk tugayı 155 şehit verdi.
1954 - Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü) en çok konuşulan diller arasına Türkçe'yi de aldı.
1959 - ABD tarafından uzaya gönderilen iki maymun sağ olarak Dünya'ya döndü.
1961 - Uluslararası Af Örgütü, Londra'da kuruldu.
1987 - Batı Alman pilot Mathias Rust küçük uçağıyla Sovyet hava koridorunu delerek Kızıl Meydan'a indi. Hava Kuvvetleri Başkomutanı Koldunov görevden alındı.
1992 - Türkiye ile Nahçıvan'ı birbirine bağlayan Ümit Köprüsü hizmete girdi.
1999 - 57'nci hükümet kuruldu. MHP, DSP ve Anavatan Partisi'nden oluşan koalisyon hükümetinde Başbakan Bülent Ecevit oldu.
1999 - Leonardo da Vinci'nin şaheseri Son Akşam Yemeği adlı tablo, 22 yıl süren restorasyon çalışmalarının sona ermesiyle İtalya'nın Milano kentinde yeniden sergilenmeye başlandı.
2002 - NATO, Rusya'yı sınırlı ortak ilan etti.
 
 
Kurumsal

İçerik

EĞİTİM

KPSS

MEMUR

Yukarı Çık