Memurların vergi dilimleri değişiyor..Ekonomide devrim gibi değişiklikler!

Ana Sayfa » DERS KİTABI CEVAPLARI » 2014 10.Sınıf Türk Edebiyatı Biryay yayıncılık sayfa 40-41 etkinlik cevapları

2014 10.Sınıf Türk Edebiyatı Biryay yayıncılık sayfa 40-41 etkinlik cevapları

2014 10.Sınıf Türk Edebiyatı Biryay yayıncılık sayfa 40-41 etkinlik cevapları

 
23 Ekim 2013 Çarşamba 19:51
Okunma: 8103
Yorum YapYazdır
 
2014 10.Sınıf Türk Edebiyatı Biryay yayıncılık sayfa 40-41 etkinlik cevapları

SAYFA: 40

5. Etkinlik Cevabı

A-Kam ,Şaman,Ozan,Baksı,Oyun
B-Sanatçılık,büyücülük,hekimlik,bilgelik
1-Ağıt
2-Yeşillik

SAYFA.41


DEĞERLENDİRME CEVAPLARI
1-Y –D-D-D
2.Boşluk Doldurma
Şairler.Sadedir.Yazılmaz
3.D
4-C
5-B

ARAŞTIRMA CEVAPLARI
1-Sözlü ürünlerdir.Dinin etkisi büyüktür.Sade anlaşılır arı bir dili vardır.
2- Oğuz Türkleri Oğuz Türkleri Kimdir
Bozoklar ve Üçoklar
Bu boyların Bozoklar ve Üçoklar olarak ikiye bölünmesi ise daha sonradır. Bu iki ana kol arasında çıkan anlaşmazlıklar, boyların bir kısmının batıya göçmesine neden oldu, bir kısmı da Göktürk Devleti'nin kurulması ve Ötüken'i işgali nedeniyle batıya göçmüştür(6.yy). Kalanlar Göktürk egemenliği altına girmiştir. 630'da ilk Göktürk devletinin zayıflayıp Çin kontrolü altına girmesiyle tekrar birleşmeye başlamışlarsa da ikinci Göktürk Devleti kurulunca fazla direniş gösteremeden tekrar egemenlik altına girdiler.
(7.yy sonları). 745 yılında ikinci Göktürk Devleti de yıkılınca batıya ve Çin'e göçmüş birçok Oğuz Boyu da Ötüken'e geri dönerek Kutluk Bilge Kağan'ın kurduğu Uygur Devleti çatısı altında birleşti. 840 yılında Uygur Devleti Kırgızlar tarafından yıkılınca Oğuzların asıl büyük göçü başladı ve Asya'nın dört bir tarafına ama daha çok kitleler halinde batıya göçtüler. Cengiz Han'ın kurduğu Moğol İmparatorluğunun egemenliği altına girdiler. Moğol egemenliği sona erdikten sonra tekrar toparlandılar. 10. yüzyılda Hazar Denizi'nin doğusunda Oğuz Yabgu önderliğinde ilk devletlerini kurdular. 1000 yılında Kıpçaklar tarafından yıkılan bu devletten sonra Oğuzlar ikiye bölündü, bir kısmı kuzeye giderek bugünkü Kırım, Kazak, Bulgar ve Tatar Türklerinin atası oldular; bir kısmı da Selçuk bey önderliğinde güneye indiler, İslâmı kabul edip İslâm orduları hizmetine girdiler.
Selçuklular olarak anılmaya başlayan bu kol Tuğrul Bey önderliğinde 1038 yılında Irak ve İran'da Büyük Selçuklu İmparatorluğunu kurdu. Etrafta dağınık yaşayan diğer Türk boyları da bu İmparatorluğa katıldı. 1153'te kuzeydoğudan gelen Karahıtaylar ve Karluklar tarafından imparatorluk yıkılınca Oğuzlar dağıldı. Dağılan bu boyların kimi Harzemşahlara bağlandı, kimi Horasan'a, Kirman'a göçtü, kimileri de daha batıya gidip Irak'a, Suriye'ye yerleşti, kimileri de Anadolu Selçuklu Devleti 'ne katıldı. Bunlardan sonra kurulan Akkoyunlu, Karakoyunlu, Safevi Devletleri, Anadolu beylikleri, Osmanlı İmparatorluğu, Suriye, Irak ve Azerbaycan'da çeşitli beylikler vs. hep Oğuz kökenli Türklerin kurduğu devletlerdir.
Oğuz Türkleri, Oğuz Han'ın 6 oğlu ve onların 4'er oğlundan meydana gelmişlerdir. Meydana gelen bu 24 boyun ayrı adı ve ünvanları vardır. Bu bölümleme, Oğuz Kağan Efsanesi'nden kaynaklanmaktadır.
Orta Asya kökenli Türk halklarından olan Oğuz boyları, X. yy civarında göçebe bir yapıyla yer değiştirmeye başlamışlar ve coğrafi olarak yayılmışlardır. Oğuz Türkleri, bugünkü Türkiye Türklerinin (Selçuklular, Osmanlılar, diğer Türkmen beylikleri ve boyları) atası sayılmaktadırlar.
3-
4-   Sermet Bey  döndü,  arkasındaki  bekçiye:
- İşte  bir  boş  köşk  daha...
dedi.
Küçük  bir  çam  ormanının  önünde  beyaz,  şık  bir  bina,  mermerdenmiş  gibi  göz kamaştıracak  derecede  parlıyordu.  Tarhlarını  yabanî  otlar  bürümüş.  Bahçesinin  demir  kapısında  büyük  bir  "Kiralıktır"  levhası  asılıydı.  Bekçi  başını  salladı:
- Geç efendim,  geç!...  Orası  size  gelmez.
- Niçin  canım?
- Demin  gösterdiğim  evi  tutunuz.  Küçük  ama  çok  uğurludur.  Kim  oturursa  erkek  çocuğu  dünyaya gelir.
- On iki  kişi  nasıl  sığarız  beş  odaya!  Buraya  bakalım,  buraya...  Tam  bize  göre...
Bekçi  tekrar,  katî  bir  işaretle:
- Burada  oturamazsınız  efendim...
dedi.
Sermet Bey,  gözünü  köşkten  alamıyordu.  Her  tarafında  geniş  balkonları  vardı.  Temellerinin  üzerine  yaslanmış  sanılacaktı.  Kuluçka yatan  beyaz  bir  Nemse  tavuğu  gibi  yayvandı.  Yirmi  senedir,  çoluğa çocuğa  kavuşalıdan  beri,  hep  böyle  bir  yuva  tahayyül ederdi.  Asabî  bir  isticâl  ile:
- Niçin  oturamayız?
diye  sordu.
- Efendim,  bu  köşkte  peri  vardır.
- Ne  perisi?
- Bayağı  peri!  Gece  çıkar.  Evdekilere  rahat vermez.
Sermet Bey,  gözüyle  gördüğüne,  kulağıyla  işittiğine  inananlardan  değildi.  Eliyle  sıkı sıkıya  tutup  hissetmeyince  bir şeyin  varlığına  hükmetmezdi.  Gözle  kulak  onca  birer  yalan  kovuğuydu.  Yalanlar  hep  bize  bu  dört  kapıdan  girerdi.  Fakat  el...  Fakat  lâmise,  hiç  dolma yutmazdı.  Bütün  hurafeler,  bâtıl itikatlar  dimağımıza  hücum  için  gözle  kulağa  koşardı.  Güldü.
- Perinin  bize  zararı dokunmaz!
dedi.
Bekçi  bir  küfür  işitmiş  gibi  Sermet Beyin  yüzüne  baktı.
- Her  giren  evvela  böyle  söyler,  ama  bir  ay  oturmaz.
- Senin  nene lazım.  Haydi  burasını  gezelim.
- Anahtarı  sahibindedir.
- Sahibi  kim?
- Sahibi  Hacı Niyazi Efendi.  İşte  şu  yandaki  köşkte  oturan...
- Haydi  anahtarı  alalım.
- Peki,  ama...
Döndüler.  Sık  ağaçlar  arasından  yalnız  üst  katının  çatısı  görünen  kırmızı  aşıboyalı  bir  eski  eve  doğru  yürüyorlardı.
İhtiyar  bekçi  yolda  beyaz  köşkün  tarihini  kısaca  anlattı.  On  senedir  buraya  girenler  bir  aydan  ziyade  oturamamışlardı.  Evvela  peri  görünüyor,  sonra  büyük büyük  taşlar  atıyor,  nihayet  gelip  camları  kırıyor,  içeridekilere  geceleri  hiç  rahat vermiyordu.  Kiracılardan  ikisinin  yüreğine inmiş,  üçünün  evlatlıkları  çarpılmış,  birisinin  karısı  korkudan  altı  aylık  çocuğunu düşürmüştü.  Gölgelerinde  koyunlar  otlayan  çiçekli  badem ağaçlarının  altından  geçtiler.  Kırmızı  köşkün  yeşil  kapısını çaldılar.
***
Hacı Niyâzi Efendi  eski  bir  evkaf memuruydu.  Hürriyet'te  tazminat  olarak  daireden  çekilmiş,  ev  alıp satmakla  geçinmeye  başlamıştı.  Fakat  çok  doğru  bir  adamdı.  Senede  belki  yüz  ev  sattığı  halde  kendi  perili  köşkünü  hariçten  gelip  Hanya'dan Konya'dan haberi olmayan  enayi  bir  müşteriye  sokmuyor:  "Allah'tan  korkarım  neme lazım!"  diyordu.  Köşkünün  perili  olduğunu  hiç  saklamazdı.  Kapıyı  kendi  açtı.  Bekçi,  Sermet Bey'in  evi  gezmek  istediğini  söyledi:
- Pekâlâ,  buyurun!
dedi.
Önlerine düştü.  Bahçeden  geçtiler.  Hacı Niyâzi Efendi  sokakta  sarı  aba  cübbesinin  cebinden  pirinç  bir  anahtar  çıkardı.  Bahçe  kapısını  açtı.  Sermet Bey'e:
- Bu  anahtar  köşkü  de  açar.
dedi.
Yürüdüler,  bahçe  hakikaten  biraz  vahşiydi.  Bakımsızlıktan,  ayak basmamış  bir  dere  içine  dönmüştü.  Köşkün  arkasındaki  küçük  çam  ormanında  da  vahşi  bir  sükun  vardı.  Bekçi  köşke  girmedi.  Kapıda  kaldı.  Sermet Bey,  ev sahibiyle  gezdi.  Tezyinata  hiç  diyecek yoktu.  Alt  kat  bütün  mermerdi.  Sarnıç,  banyo,  kuyu,  kümes,  ahır...  Hepsi  tamamdı.
- Kirası  ne kadar?
- Çok  istemiyorum.  Yüz seksen  lira.  Ama  üç  seneliğini  peşin  isterim.
- Niçin?
- Bakınız  beyim,  niçin:  Düşmanlarım,  köşk  kiracısız  kalsın  diye  peri  lafı çıkarmışlar.  Birisi  girdi  mi,  herkes  fi-sebîlillâh  peri  propagandasına  başlar.  Nihayet  kiracılar  işittikleri  yalanı,  gördük  sanıyorlar.  Mesela  kış  ortası  köşkü  başıma  bırakıp  savuşuyorlar.  Daha  fenası,  çıkanlar  da  propagandacılara  katılıyor.  İki  sene  daha  böyle  giderse  malımı  ne  satabileceğim,  ne de  kiracı  bulabileceğim.
Sermet Bey  sordu:
- Köşkünüz  ne kadar  boş  kaldı?
- Vâkıâ  şimdiye  kadar  hemen  hiç...  Fakat  giren,  komşuların  lafına  kapılır.  Çok  durmaz.  Ürker,  kaçar.
- Ben  ürkmem.
- İnşallah.
- Fakat  üç  senelik  peşin,  bu  biraz  ağır...
- Ne  yapayım  beyim.  Canım yandı.  İsterseniz...
Sermet Bey  köşkü  çok  beğenmişti.  Hem  kirası  da  ucuzdu.  Şimdi  üç  odalı  kulübelerin  seneliğine  yüz elli  lira  istiyorlardı.
Hemen  o  gün  kontratı  yaptılar.  Üç  senelik  kira  olan  beş yüz kırk  lira  peşin  verilecekti.  Hacı Niyâzi Efendi'nin  evinden  çıktıktan  sonra  Sermet Bey  bekçiye  çıkardı,  bahşiş  diye  bir  yirmi beşlik  kağıt  verdi.  Bekçi:
- Paranıza  yazık oldu  efendi  dedi,  üç  sene  değil,  üç  ay  oturamazsınız.
- Görürsün.
- Görürüz.  Hacı Efendi  her  girenden  böyle  üç  seneliğini  peşin  alır,  ama  hiçbirisi  bir  yaz  kalamaz.  Verdikleri  para  da  yanar.

4.

Türk Destanları (Genel Bilgi)
İlk TÜRK Destanları
Dede Korkut Destanları
İslamiyet’in Kabulünden Sonraki Türk Destanları
Yaradılış Destanı
Alp Er Tunga Destanı
Şu Destanı
Hun-Oğuz Destanı
Göktürk Destanı
Ergenekon Destanı
Türeyiş Destanı
Göç Destanı
Satuk Buğra Han Destanı
Manas Destanı
Cengiz-name Destanı
Battal-name Destanı
Danişmend-name Destanı
Köroğlu Destanı

 


5- ÜÇ ŞEHİTLER DESTANI' ndan



- DURDUK, SÜNGÜ TAKMIŞ KAFİR -

Durduk, süngü takmış kâfir ayakta,
Bizde süngü yok.
Bir hayret kızıllığı akardı üstümüzden
Dehşetten daha çok.



Durduk, süngüsü düşmanın pırıl pırıl,
Önümüze çıktı bir gündüz bir gece.
Korku değil hâşâ,
Bir büyük düşünce.



- MEHMETÇİK -

Atıldı Mehmetçik, büyüyü bozdu,
Bir düşman süngüsüne, göğsünden
Bu şehadetle kayalar yarıldı sanki
Dipçik gürültüsünden.



Soruyordu herkes birbirine:
"Parlayan şey bu mu?"
Muzaffer oluyordu bileklerimizde,
Tarihin ilk dipçik hücumu.



Hayran oluyordu koca gökyüzü
Göğüslerimizde büyüyen bahta
28 Mart günü bir Adsız-tepe'de
Çeliğe karşı tahta.



- SÜNGÜLERİN UCUNDA -

Son altmış adım bize bir yudum şerbet
Düşen kahramanın sevgisiyle al,
Köyde mi görmüştük, ormanda mı,
Bizim içimize sığmış o kartal?
Son kırk adımın lezzeti daha hızlı;
Başladı hayatımızda şehitlerce bir yarış.
İlerledik cihan cihan,
Karış karış!



Son yirmi adımı uçuyorduk,
Almıştı herkes dipçiğini avucuna.
Yine bir duraklama,
Geldik düşman süngüsünün ucuna.



- MUSTAFA KEMAL -

Mustafa Kemal'i gördüm düşümde,
"Daha!" diyordu.
Uğruna şehit olasım geldi hemen,
"Sabaha!" diyordu.



Al bir kalpak giymişti al,
Al bir ata binmişti al,
"Zafer ırak mı?" dedim,
"Aha!" diyordu.



- TABUR BİR MUCİZE İÇİNDEYDİ -

Bir muhabbet sarmıştı her yönü
Vatanı ve bizi seven
Çoğalmıştık bir uçtan bir uca, bir rüya gibi
Büyüyordu ova kendiliğinden.



Neydi damarlarımızda çoğalan, çoğalan?
Neydi bu tepenin adı?
İçimizde sadece vatan değil,
Yeryüzü kadar bir şey vardı.



Ateş mi gelirmiş, yel mi esermiş?
Akıyoruz, hayatımız nerede pek belli değil.
Kurtulmuşuz bedenden artık,
Kimse ayaklı elli değil.



- MUSTAFA KEMALLERCE -

Atılıyorduk kâfire,
Hepimizin bir yanı hilâl gibi,
Bir göz vardı üstümüzde göklerden,
Mustafa Kemal gibi!



Savaşırken yaşamak,
Anam südü kadar helâl gibi,
Ölüm hem büyüktü, hem kolaydı,
Mustafa Kemal gibi.
Atılıyorduk bir devre,
Tarihlerden süzülmüş bir hâl gibi :
Hepimiz, hepimiz,
Mustafa Kemal gibi!


Fazıl Hüsnü Dağlarca
( 1914 - 2008  )






 
23 Ekim 2013 Çarşamba 19:51
Okunma: 8103
Yorum YapYazdır
 
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
Anket
 
Tarihte Bugün
1530 - İlk Protestan Meclisi kuruldu.
1541 - Peru'daki İnka topraklarını ele geçiren İspanyol Francisco Pizarro, Lima kentinde öldürüldü.
1807 - Lüksemburg'da bir depoya düşen yıldırım 230 kişinin ölümüne yol açtı.
1819 - Bisikletin patenti alındı.
1861 - Atıf Bey Bebek'te uçuş denemesi gerçekleştirdi.
1867 - Mısır valilerine Hıdiv unvanı verildi.
1876 - Anayasası'nın mimarı Mithat Paşa, Sultan Abdülaziz'i öldürttüğü iddiasıyla yargılanmış ve Taif'e sürülmüştü. 1884 yılında burada öldürülen Mithat Paşa, Taif'te gömüldü.
1920 - Doğuda Milli Aşireti ayaklanması çıktı.
1924 - Verem aşısı Valmette tarafından keşfedildi.
1928 - Yeni Türk alfabesini hazırlamak amacıyla kurulan Dil Encümeni, ilk toplantısını Ankara'da yaptı.
1936 - Nazi Almanyası'nda, ilk kullanılabilir helikopter olan Focke-Wulf Fw 61 'un ilk uçuşu başarıyla gerçekleşti.
1939 - Ankara Havagazı Şirketi devletleştirildi.
1942 - II. Dünya Savaşı'nın Kuzey Afrika Cephesi'nde Mersa Matruh Savaşı
1944 - Zirai Donatım Kurumu Kanunu TBMM'de kabul edildi.
1945 - Birleşmiş Milletler kuruldu.
1945 - Türkiye, Birleşmiş Milletler Antlaşması'nı imzaladı.
1951 - Mithat Paşa'nın 24 Haziran'da Aksu vapuruyla Taif'ten getirilen cenazesi, Cumhurbaşkanı Celâl Bayar'ın da katıldığı törenle, İstanbul'da Hürriyeti Ebediye Tepesi'ne defnedildi.
1960 - Madagascar, Fransa'dan bağımsızlığını kazandı.
1963 - John F. Kennedy, Batı Berlin'i ziyareti sırasında, meşhur "Ich bin ein Berliner" (Ben bir Berlinliyim) ifadesini kullandı.
1964 - The Beatles topluluğu A Hard Day's Night adlı albümlerini piyasaya çıkardı.
1970 - Çekoslovakya'da Aleksander Dubçek, Komünist Parti'den ihraç edildi.
1974 - Sabah 08.01'de, ABD'nin Ohio eyaletinde bulunan Troy şehrindeki Marsh Süpermarket'in kasasında işlenen bir paket sakız, dünyada barkodla satılan ilk ürün oldu.
1975 - Indira Gandhi Hindistan'da otoriter bir yönetim kurdu.
1977 - Elvis Presley son konserini verdi.
1992 - Susa Katliamı Silvan'ın Susa köyünde camide ibadet eden Müslümanlar bir grup eşkiya tarafından cami dışına çıkarılıp hunharca katledildi.Olayda on kişi şehit edildi.
1994 - Türkiye, Liberal Demokrat Parti kuruldu.
2000 - Amerika'da Genetik harita çalışmalarına başlandı.
2006 - Türkiye'nin ilk yargıç-savcı derneği YARSAV kuruldu.
 
 
Kurumsal

İçerik

EĞİTİM

KPSS

MEMUR

Yukarı Çık